
| Kategori : / DÜNYADA NELER OLUYOR | Okunma Sayısı: 857 |
-Türkiye Osmanlı'nın vârisi olarak pohpohlanıp sonundan habersiz olduğu veya oyunun sonuna gelindiğinde elindeki bütün enstrümanların toplanıp alınacağı bir "itilmenin-sürüklenmenin" içinde mi?
-Milletlerarası sistem, Osmanlı'dan sonra kurulan devletin Osmanlı mîrâsına sâhip çıkma mânâsında her türlü milletlerarası münâsebet kurmasını men etmişken şimdi Türkiye'yi yeni bir Osmanlıyı canlandırma heyecanına kimler boğuyor? Bu, Türkiye'nin kendi inisiyatifi ile mi, dünyâ devlerinin düzenbazlıkları ile mi oluyor?
-Hep oyuna mı geleceğiz? Târihten ibret alalım; dikkatli -bir daha- dikkatli olalım. (Doğruluş)
Bir algı sorunu olarak "Ortadoğu açılımı"
Türkiye dış politikada önemli bir fırsat yakalayarak açılım yapıyor. Ne var ki, bu açılımın Türkiye'nin kendi irâdesiyle gerçekleştiğini söylemek zor. Enerji hatlarından, ABD'nin Ortadoğu'yla girdiği yeni ilişki biçimine kadar siyâsî ve ekonomik alanda pek çok gerekçe Türkiye'yi âdetâ zorlasa da diğer tarafta Balkanlardan Ortadoğu’ya kurulan ilişkilerin Türkiye'nin bir anlamda bölgesinde normalleşmesi anlamına geldiğini belirtmekte yarar var.
Birinci Dünyâ Savaşı sonrası tasfiye edilen Osmanlı’dan sonra kurulan yeni devlet o dönemin uluslararası güç dengeleri içinde kendine bir yer bulmuştu. Uluslararası sistem Türkiye'yi 'Batıya icbar ederek', Osmanlı mîrâsına sâhiplenmesi anlamında her türlü uluslararası ilişki kurmasını men etmişti. Bağımsızlığın bedeli olarak âdetâ bölgede izole edildi. Artık Osmanlının yıkıntıları üzerine medeniyet ekseni batıya yönelmiş, daha doğrusu batıya icbâr edilmiş bir siyâsî varlık olarak tanınmıştı.
Türkiye'yi Batıya icbar eden uluslararası sistem sanki Ortadoğu’ya yönlediriyor. Buradan Türkiye'nin yakın coğrafyasıyla ilişkiye girmesinden mutlak anlamda olumsuzlayıcı bir anlam çıkarılmaması gerektiğini belirtmek yersiz. Ancak, bu alanın açılmasına izin veren dünyâ sisteminin stratejik yönelimlerini kavramadan bu açılımı sağlıklı biçimde anlamlandırmak, taşları yerli yerine oturtmak mümkün olmayacak.
Batılı siyâsetçilerin ve özellikle medyanın kullanmaktan pek hoşlandığı “İslâmcı iktidar” eliyle yürütülen bu politikanın 'İslâmcılık hânesi'ne yazılmak istenmesi ve buna herkesten önce (eski) İslâmcıların iknâ olması, hattâ coşkuyla alkışlamaları, üzerinde durulması gereken önemli bir kafa karışıklığı olarak karşımızda. Bir tür 'Türk/iye milliyetçiliği'ne evrilen “Osmanlı rûhu”ndan söz ediyoruz…
Osmanlı torunları olarak laik Türkiye'nin Ortadoğu’ya açılması arasındaki çelişki, üzerinde durulması gereken bir konu. Bu kafası karışıklar listesine, Türkiye'nin Osmanlı mîrâsını sâhiplenerek bölgeye geri dönüşü olarak alkışlayan Arap dünyâsından muhafazakâr ve hattâ İslamcı çevreler de dâhil edilebilir.
Doğal olarak İslâmcılığın en önemli alâmet-i fârikası “İslâm birliği” idealine gönderme yapan, bu çağrışımdan yararlanan romantizm söz konusu. Buradan hareketle ulusal sınırlarla birbirinden kopmuş Ortadoğu’daki bir yakınlaşmanın otomatik olarak İslâmcılık hânesine yazılması durumuyla karşı karşıyayız…
Her şeyden önce Türkiye ile “Osmanlı mîrâsı” arasında devamlılık ilişkisi kurarak imparatorluk düşüne yatanların, imparatorluk ile ulus devlet farkını, Osmanlı ideali ile seküler Türkiye dünyâ görüşü arasındaki derin uçurumu yok saydıklarını hatırlatmak gerekir. Türk dış politikasında alışılmış çizginin dışına çıkan yeni gelişmelerin doğrudan Osmanlı ile irtibatlandırılması her şeyden önce anakronizmdir. Kimi analistlerin romantik dille manipüle ettiği bu anakronizm aslında gerçek olanla algı arasında aşılması güç duvar örmektedir.
Gerçeklikten kopuk idealleştirmeler en fazla romantizme götürebilir. Bu tür 'algı yanılsamaları'nın kimi politikalara meşrûiyet kazandırmak için kullanışlı bir toplum mühendisliğine dönüştürülmesinin yirminci yüzyılda bol örneklerine rastlarız. Ayrıca uluslararası güç dengeleri, özellikle Amerika-Türkiye arasında oluşan yeni stratejik ittifâkın yol verdiği Ortadoğu mâcerâsının muhtemel risklerini bir kenara koyan romantizm ancak bâzı acı gerçeklerin üzerini örtmeye yarar. Yoksa Ortadoğu’daki Müslüman halkların birbiriyle daha yakın temasa geçmesine, işbirliği yapmasına kimse îtirâz edemez. Sorun, bu ilişkinin önünü açan uluslararası gücün amacı ile laik bir ülke olarak Türkiye'nin yönelimlerinden İslâmcılık hânesine pay çıkarılmasıdır.
Türkiye'nin Şiî kuşağa karşı Arap dünyâsında Sünnî blok oluşturma misyonuna dönüşen ilişkileri bile görmezden gelerek İslâmcılık adına alkış tutmanın anlamı, İslâmcılar eliyle İslâmcılıkla dalga geçilmesidir. ABD'li stratejisyenlerin bize imparatorluk hayalleri pompalaması ya da Bayan Clinton'un dünyâ devleri arasında bizi de göstermesinin arka planında küresel hegamonya için muhtemel müttefiklerine işâret ettiğini görmemek bunca târihî tecrübeyi yok saymaktır.
Yazının devamı için tıklayınız.
EK:
Erken havaya girmeyelim; ayağımızı sağlam basalım
(...)
Türkiye köprü olmaktan çıkıp inisiyatif geliştirdiği takdirde güçler dengesinde bir özne olmaya aday demektir. Amerika Türkiye'nin bu gücünden istifade ederken aynı zamanda bunu zaaf haline sokacak bir mekanizmaya dönüştürmeye çalışıyor. Burada dikkat edilmesi gereken, bir tür anakronizme saplanıp ideal olanla pratiği karıştırmak, kendi gerçekliğinden kopuk başkalarının projesine alet olma tehlikesidir. Bölgede inisiyatif almaya başladığında bunun "erken doğum"a dönüştürülmesi en büyük tehlikedir. Kültürel ve stratejik imkanlarına yaslanarak kendi rolünü oynayan bir Türkiye'nin kendini abartmadan etkisinin nerelere uzanabileceğini bilmek durumundayız. Aksi takdirde bunu bizden çok başkaları fark edip bizim belirlemediğiniz bir proje düşükle sonuçlanmaya mahkumdur. "Yeni Osmanlıcılık" adına ortada dolaşan politikaların anakronizmden çıkıp hayat bulabilmesi için bir medeniyetin rûhunun kavranması gerekir. (Yeni Osmanlıcılık ve Anakronizm)
Yazının devamı için tıklayınız.
anakronizm: Târih ve çağ yanılması, bir olayın târihini ve çağını karıştırmak.
AÇIKLAMA: Bu yazıyı okuyanlar aynı yazarın "Dünyada Neler Oluyor?" köşesindeki "ABD Güdümlü Osmanlı Haritası" yazını da okusunlar ve iki yazıyı birlikte değerlendirerek tefekkür etsinler. (Doğruluş)
NOT: Vurgular bize âittir. (Doğruluş)
Yazar: Akif Emre |
02-08-09 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||