HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : TÂRİH / DÜNDEN BUGÜNE
Okunma Sayısı: 2376
Yazar: D. Mehmet Doğan
"ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE" VE "SAKARYA TÜRKÜSÜ"

 

Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü kutlanıyor. Bu kutlamaları bugüne getiren, duygu ve maneviyat yönünü canlı tutan ne olabilir?

Elbette bu büyük savaşın hatıraları sözlü ve yazılı olarak yaşamaya devam ediyor. Tarihteki kritik rolü biliniyor. Hakkında kütüphane dolusu kitap yazılmış. Yine de bunlar yeterli olmayabilirdi.

Daha doğrusu soruyu şöyle sormalıyız: Mehmed Âkif’in şiiri olmasaydı Çanakkale bunca yıl sonra böylesine heyecanlı hatırlanabilir miydi? Hiç şüphe yok ki, Çanakkale ruhunu bugüne taşıyan en önemli metin Mehmed Âkif’in “Çanakkale Şehidlerine” diye bilinen müstesna şiiridir.

Çanakkale geçilse İstanbul düşecek...

Osmanlıların sultanı, türklerin hakanı, müslümanların halifesinin başkenti düşmanın eline geçecek. Bu Devlet’in sonu demek, müslümanların atıf merkezinin tamamen çökertilmesi demek...

Bu savaşın şiirini Mehmet Âkif yazdı. Âsım’da yer alan parça destanî (epik) şiirin emsali görülmemiş örneği. Şiir olarak da şaheser olduğundan şüphe yok. Mehmed Âkif’in “ruhunun vahyi”ni duyarak yazdığı şiir, ilhamın ulaşabileceği şahika.

“Çanakkale Şehidlerine” diye bilinen bu şaheser şiiri Mehmet Âkif savaş devam ederken zihninde taşıyor ve zafer haberini yol arkadaşı Teşkilat-ı Mahsusa Reisi Kuşcubaşı Eşref’den duyunca Çanakkale’den binlerce kilometre uzakta, Hicaz demiryolu hattında bir tren istasyonunda, El Muazzam’da, bir gecede hıçkırıklar içinde yazıyor. “Allahım bu şiiri yazmadan canımı alma” diye dua ediyor...

Bir kâbusun, ferdiyet adına değil; bir millet adına, bir din adına duyulan yok olma hissiyatının yerini zafer heyecanına bırakması şiirin bütününde farkediliyor.

“Şu boğaz harbi nedir” diye başlıyan şiir çok canlı savaş tasvirleri ihtiva ediyor. Savaşın mahiyeti, düşmanın büyük savaş teknolojisi, dünyanın her tarafındaki sömürgelerden toplanmış asker kalabalığı ve her şeye rağmen tevhidi kurtaran askerin kahramanlığı Mehmed Âkif’e Bedr’i, Kılıçarslan’ı, Selahaddin’i hatırlatıyor.

Çanakkale’de savaşan asker kanıyla tevhidi kurtarıyor ve Hz. Peygamber’in kucak açtığı bir şahsiyet olarak övülüyor. Mehmed Âkif şiiri savaşın sıcağında yazıyor ve bu zaferin doğurduğu gelecek ümidini ifade ediyor.

Çanakkale’nin binlerce kilometre uzağında Çanakkale şehidlerine şiirini yazan Mehmed Âkif Sakarya muharebelerinin top seslerini Ankara’da duydu, fakat Sakarya’nın şiirini yazmadı...

Ankara’da yazdığı İstiklâl Marşı, Çanakkale Şehidlerine şiiri ile aynı zeminde yazılmış bir şiir ve bir kimlik tanımlaması. Mehmed Âkif onu mecbur kaldığı için yazdı. Yazdığında Milli Mücadele’nin elle tutulur bir başarısı sözkonusu değildi, aksine Yunan kuvvetleri Batı Anadolu’da ilerliyordu. Millî Mücadele’nin kazanılmasında bu metnin de payının olduğunda şüphe yoktur.

İstiklâl Marşı’nın kabul edildiği 1921 yılının mart ayı, Yunan kuvvetlerinin taarruza geçtiği bir dönemdir. 23 martta Bursa ve Uşak cephelerinde ileri harekat başlamıştır. 25 martta Sapanca’yı, 26 martta Adapazarı’nı işgal etmişler, 27 martta İnönü’ye taarruza geçmişler, ertesi gün, Kanlısırt ve Metristepe’yi ele geçirmişlerdir. Bu sıkıntılı zamanda BMM’nin Muhafız Taburu Batı Cephesi’ne sevkedilmiştir.

Millî Mücadele güçlü bir dinî muhteva zemininde başlatıldı ve sürdürüldü. Meclis’in açılışından, yürütücülerin beyanlarına kadar bunu biliyoruz. Sakarya muzafferiyetinden sonra bu zemin değiştirilmeye başlandı. “İslâm kıyamının karargâhı umumisi” olmak yerine Anadolu’nun mücadele merkezi olmakta karar kılındı. Mehmed Âkif bu zemin değişikliğini başta çok fazla önemsemediyse de kuvvetli önsezileri, Millî Mücadele ile ilgili şiir yazmasını engellemiş olmalıdır. Çünkü savaşın sonunda, 1920’lerin dünyasında o zamanın büyük gücü, dünya patronu sömürge imparatorluğu İngiltere’nin gölgesinde yeni bir devlet yapılanması sözkonusu oldu.

Osmanlı iddialarını, İslâm âleminin öncülüğünü terk edip küçük ve etkisiz bir devlete mecbur kalmak ve bunun düşünce zeminini oluşturmak farklı uygulamalar, şiddetli baskılar getirdi ve Mehmet Âkif bu süreçte vatanından ayrılmak zorunda kaldı. Vefatına yakın günlere kadar...

Mehmet Âkif Sakarya’nın şiirini bu kırılmışlıkla yazsa idi, Necip Fazıl’la benzer şeyler söyler miydi?

Şiirlerine bakarak diyebiliriz ki, söylerdi.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

Sakarya Türküsü’nün en meşhur beyitlerinden birinde tarif edilen ruh hâli, Mehmed Âkif’in bir çok şiirinde çeşitli suretlerde ifade edilmiştir. Müslümanın garipliği, kendi vatanında bile hor görülmesi onun şiirlerinde önemli bir yer işgal etmektedir.

Necip Fazıl’ın Sakarya Türküsü şiirinin duygu atmosferi, en çok da Mehmed Âkif’in Âsım’da yer alan “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem...” mısraı ile başlayan bölümüne denk düşer.

“Sakarya Türküsü’nde Necip Fazıl büyük ölçüde Mehmet Âkif gibi konuşuyor”, diyebiliriz!

Habervaktim

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

 

Yazar: D. Mehmet Doğan
19-03-10
E mail: Mail Adresi Yok
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
"ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE" VE "SAKARYA TÜRKÜSÜ"
Online Kişi: 20
Bu Gün: 749 || Bu Ay: 6.727 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.290 || Toplam Tıklanma: 58.641.711