
| Kategori : TEFEKKÜR / ÝNSAN VE TEFEKKÜR | Okunma Says: 2426 |
Akredite aydnlar
Aydnlar ne i yapar?
Düünce üretir. Düünce üreterek, gelitirici, açklayc, yönlendirici yorumlarla fikri hayatmza ve ihtiyacmza katklar sunar. Toplum için, birey için, insan için, daha mutlu, daha dengeli, daha baarl olabilme amac uruna "Hak ve Hakikat" sevgisini her eyin üstünde tutma sorumluluuyla ve uuruyla yapar bunu. Aydnn görevi gösteri zprlklaryla uramak deil, budur.
Oturup bir hatrlayalm, gözden geçirelim. 1950'li, 1960'l, 1970'li yllarda, (ve öncesinde sonrasnda) bizim aydnlarmz ne üretti?
Siyaset, her eyi belli ölçülerde yanstan çok cemiyetli ve somut görüntüler veren bir aynadr. O aynaya bakalm:
27 Mays 1960 öncesinde; ne söylüyor, ne yazyor, ne üretiyordu bizim ilimle, sanatla, yorumla uraan ünlü aydnlarmz? Tannm üniversite hocalar, ödüller alan ve güncele de k tutmak "bilgeliine" sahip bulunduu kabul edilen edebiyatçlar, birikimli olma payesini tayan yorumcular? Neler yazp neler söylüyorlard, nasl bir gelecein aydnln öngörüyorlard?
27 Mays öncesinde, 12 Mart öncesinde, 12 Eylül öncesinde, ne üretmekle meguldüler? Tersinden bir soru soralm: Hiçbir ey üretmeseydiler, acaba bu toplum çok ey mi kaybederdi?
Kriter, entel modann "etkinlik" vitrinidir. Onlar duyuldu, okundu. Onlar kastediyorum... Mesela bir Sabri Ülgener'i deil. Ali Fuat Bagil'i deil... Entel dantel modann rating vitrinleri, TV çkmadan da vard. Akredite olanlar onlardr! Sahneye çkmasaydlar, rutin faaliyetle snrl kalp, kendi alanlarnn müfredatyla ilgili görevlerini yerine getirmekle yetinseydiler, acaba bu ülke ne kaybederdi?
Milletin seçtikleri, "aydn" eletirisi ve muhalefeti olmadan, bundan mahrum kalarak (!), sadece millete hesap vermeyi düünerek bildikleri gibi çalsalard; bugün acaba nasl bir noktaya gelmi olurduk? Ekonomimizle, kentimizle köylümüzle, dilimizle edebiyatmzla, üniversitelerimizle, ailemizle, hangi konumda ve durumda yayor olurduk; modac aydnlar hiçbir ey üretmeselerdi?
27 Mays olmazd; Sddk Sami, Hüseyin Nail gibi hocalarn ismi duyulmazd. Deniz Gezmi tannmazd. Talat Aydemir bilinmezdi. lmi irfanmz Akis-Yön-Devrim dergilerinden mahrum kalrd... 12 Mart-12 Eylül yaanmazd... Patlamalarla, çatlamalarla, krlmalarla, savrulmalarla deil; vakarl, dengeli, sakin bir yürüyüle devam ederdik yolumuza... Dilimiz ku diline dönmezdi, musikimiz ov malzemesi haline gelmezdi; mankencilik kültürü haber sektörünü bile enlendiremezdi, muvazaa aykrlklaryla kolayca prim toplama imkanlar olumazd; herhalde daha az hareketli, daha az renkli, daha zor bir hayatmz olurdu!
Müspetlerini yaamadk ki, cazibesini tasvir edeyim. "Öyle olmasayd neler olurdu?"yu örnekleyebileyim. Ama hepsi içimde var. "Neler olurdu?"nun hicranl hasreti "neler olamad?"nn hüznüyle beraber, yüreimde, ruhumda, zihnimde, her eye ramen umutlu olabilmemizi mümkün klan bir dinamizm younluuyla capcanl duruyor. Onlar bize yaatmadlar ama, bizim onlar içimizde yaatmamz engellemeye güçleri yetmezdi, yetmiyor, yetmeyecek.
Bir slam düünürü "bid'atin güzeli olmaz" der. Gerekçesi u: "Her bid'at, güzel görünse de, bir doruyu engeller, düürür."
Bu çok etkili bir tespittir.
"Bid'at- hasene" denir. "Bak ama ne güzel!" dedirtir. Bunu telaffuz ettii zaman bile, zihnindeki, ruhundaki güzellik kavram kayba urar! "Bak ama ne güzel!" heyecann sen baka eyler için duyacaksn; ve yava yava o heyecann gerçek konularn unutmaya balayacaksn... Yava yava bunlarla yetinmeye, teselli bulmaya alacaksn. Yaayamadn kendi içinde yaatp; gücünü, heyecann, kiiliini, umudunu besleyebilme dengesinden de yava yava uzaklaacaksn. En büyük kayp budur. Ben "ikame erozyonu" diyorum. Açk zararlar delip geçer; hulul eden zararlar yani "ikame darplar" halinde ileyen zararlar ise, sizi "kendi kendinize zarar verme" iptilasna sürükler. O aydnlar bunun farknda deil. Farknda olsalard kendilerine verdikleri zarar kabullenmezlerdi. Esasen bu gafletleri, kendilerine verdikleri zararn tabii sonucudur.
Yaznn kaynana ulamak için tklaynz.
NOT: Vurgular bize âittir.
Yazar: Ahmet Selim |
31-01-10 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||