
Bir zamanlar inancı, ahlakı, mütevazılığı ve adalet arayışıyla öne çıkan İslamcı camia, bugün kendi içinde ciddi bir muhasebe yapmak zorunda. Peki, ne oldu da dün inandığı değerler uğruna bedel ödeyenler, bugün aynı değerleri temsil ettiklerini söylerken sorgulanır hale geldi? Nerede yanlış yaptık, hangi ara bu kadar savrulduk? Daha da önemlisi, çocuklarımız neden bizden ve temsil ettiğimizi düşündüğümüz değerlerden uzaklaşıyor, neden bir kısmı deizme yöneliyor?
28 Şubat sürecinde tesettürü için sokaklarda coplanan annelerin evlatları, bugün annelerinin yanında farklı bir hayat tarzını benimsemeye başlayınca onurumuzun kaybolduğunu düşündük. Oysa mesele yalnızca kıyafet değildi; mesele, kuşaktan kuşağa aktarıldığını iddia ettiğimiz değerlerle yaşadığımız hayat arasındaki uçurumdu.
Bugün kaç kişi İslam davasını samimi olarak savunuyor? Peki, nasıl oldu bu dönüşüm?
İktidarla Birlikte Neyi Kaybettik?
İslamcı camianın en önemli sınavlarından biri, yıllarca eleştirdiği güç ilişkilerinin merkezine yerleştiğinde başladı. Dün adaletsizliğe itiraz edenlerin bugün adalet karşısında nasıl bir sınav verdiği sorgulanır hale geldi.
Dün liyakat istiyorduk, bugün kendi yakınımıza fırsat verilmesini bekliyorsak; dün kul hakkından söz ediyorduk, bugün bir başkasının hakkını görmezden geliyorsak; dün israfı eleştiriyorduk, bugün gösterişi başarı sayıyorsak burada ciddi bir çelişki var demektir.
Sorun, makam sahibi olmak değildir. Sorun, makamı bir emanet değil, kişisel imkân olarak görmektir.
Sorun, zenginleşmek değildir. Sorun, zenginleşirken hangi değerlerden vazgeçildiğini unutmak ve başkasının yoksulluğunu görmezden gelmektir.
Sorun, devlet yönetiminde söz sahibi olmak değildir. Sorun, dün savunduğumuz ilkeleri bugün kendi çevremize uygulamaktan kaçınmaktır.
İnsanları asıl yaralayan, birilerinin yükselmesi değil; yükselirken dün savunulan değerlerin geride bırakılmasıdır.
Çocuklarımız Neden Bizden Uzaklaşıyor?
Bugün gençler arasında deizme yönelişi yalnızca sosyal medyaya, Batı kültürüne, sekülerleşmeye veya gençlerin inançsızlığına bağlamak kolaycılık olur.
Elbette aile, eğitim, arkadaş çevresi, dijital kültür ve çağın düşünsel atmosferi gençlerin inanç dünyasını etkiliyor. Ancak kendi payımızı sorgulamadan bütün sorumluluğu dışarıya yükleyemeyiz.
Çocuklarımıza dinin hükümlerini anlattık ama o hükümlerin ahlakımızdaki karşılığını yeterince gösterebildik mi?
Üstelik gençler artık yalnızca ailelerini değil, kamusal alanda dini temsil ettiğini söyleyen insanları da gözlemliyor. Dini söylemi güçlü olduğu halde adaletsiz davranan, başkasına nasihat ederken kendi çıkarını önceleyen kişileri gördüklerinde inançla bu kişilerin davranışlarını birbirinden ayırmakta zorlanabilirler.
Burada unutmamamız gereken bir gerçek var: Bir insanın yanlış davranışı dini yanlış yapmaz. Ancak dini temsil ettiğini söyleyen insanların yanlışları, gençlerin din algısını derinden etkileyebilir.
Geçmişte yaşadığımız mağduriyetleri bugünkü yanlışlarımızın mazereti olmaktan çıkarmalıyız. Dün bize yapılan haksızlıkları anlatırken bugün başkasına yapılan haksızlık karşısında sessiz kalamayız. Dini söylemi, siyasi aidiyeti ve toplumsal konumu ne olursa olsun herkes için aynı adalet ölçüsünü savunmalıyız.
İslamcılık bir zamanlar adalet arayışının, ahlaki duruşun ve özgürlük mücadelesinin adıysa bugün de bu iddiayı yaşatmanın yolu, önce kendi hayatımızda o değerleri yeniden hâkim kılmaktan geçer.
Fi emanillah.
Yazar: Abdullah Şanlıdağ |
Okunma sayısı:
51 |
||
| E mail: yeniakit.com | Tweet | ||
| |
|||