HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / AKTÜALİTE
Yazar: Yasin Aktay
İçimizdeki beyinsizlerle sınırlı kalmayan afet: Fon krizi

İçimizdeki beyinsizlerle sınırlı kalmayan afet: Fon kriziFon krizi, artçı sarsıntılarıyla birlikte bütün toplumu sarsan bir afet etkisi yaratmaya devam ediyor. Bütün afetler gibi, toplumun içinden yalnızca beyinsizleri, yani bu işte doğrudan dahli, günahı ve hatası olanları vurmuyor; toplumun tamamını vuruyor. “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme, Rabbimiz!” diye bir duamız olsa da maalesef tarihin seyri, bir toplumda göz yumulan, zamanında ses çıkarılmayan ve fütursuzca faaliyetlerini sürdürmeye devam eden mücrimler yüzünden yaşanan bu tür afetlerin toplumun tamamını etkileyeceği de bildirilmiştir. Bir uyarı olarak... Bir topluluk ne kadar iyi olursa olsun, içindeki mücrimlere göz yummaya başladığı andan itibaren kendi felaketini de hazırlamış olur.

Fon krizine bulaşan muhafazakâr kesimden insanlar, bu yüzden Müslüman kesimin öfkesini başkalarınınkinden çok daha fazla çekiyor. CHP belediyelerinde yaşanan yolsuzluklar, Mustafa Sarıgül’ün veya o kesimden başkalarının dosyaları çarşaf çarşaf ortaya serilse bile Müslüman kesim orada gördüklerini olağan şeyler olarak karşılıyor. Bunlara her şey yakıştırılıyor çünkü. Bir şaşkınlık duygusu oluşturmuyor. Ama İslami kesimden gelen insanların yolsuzlukları bir şok etkisi yaratıyor. O yüzden Müslüman kesimde, fon yolsuzluğuna bulaşan insanlardan çok daha ağır bir hesap sorulması beklentisi mevcut.

İSLAMCI FİKİR VE KANAAT ÖNDERLERİNİN MESAJI

Cumhurbaşkanına tuzak kurulduğu düşüncesi var; ancak bu konuda atılan adımlar beklentilerin altında kaldıkça tuzak hikâyesi de etkisini kaybediyor. O yüzden Cumhurbaşkanının bu konuda attığı adımlar yakından, büyük bir beklenti ve heyecanla takip ediliyor. Gittiğimiz her mecliste bu konu açılıyor ve beklentiler ifade ediliyor.

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da, kendilerini İslamcı olarak niteleyen ve İslami kitap ve dergi yayıncılığı, dernek, eğitim ve kültür faaliyetlerinde önde gelen isimlerin aylık mutat olarak bir araya geldikleri bir toplantıya katıldım. Katılımcıların hepsi ömürlerini İslam davasına adamış; son derece hasbi, hesapsızca İslam’ın, Müslümanların, Türkiye’nin ve bu ülkenin hayrı için kalbi atan, faaliyetlerde bulunan, nesiller yetiştiren kanaat önderleri. İnsanlar için çıkarılmış hayırlı, vasat bir topluluk.

Bu ayın konusu yine fon meselesiydi ve hemen hepsinin bu konuda ciddi rahatsızlığı vardı. İktidarın bu konuda bir sorumluluğu olduğu kadar, bundan temizlenmek suretiyle insanlara çok güzel bir örnek olma ve umut verme fırsatı da bulunduğunu söylüyorlar. Cumhurbaşkanını bu konuda daha etkili adımlar atmaya davet ediyorlar. Dolayısıyla, şu ana kadar yapılanların yeterince tatmin edici olmadığını, toplumun nabzını çok iyi tuttuklarını ve bu meselenin üzerine yeterince gidilmediği takdirde hepimize, “aramızdaki beyinsizler yüzünden” isabet eden bir afete dönüşme ihtimali bulunduğunu ifade ediyorlar. Bu görüşlerini bugünkü yazımda aktararak elçilik görevimi yerine getireceğimi söyledim.

İYİLİĞİ EMRETMEK VE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMAK

Doğrusu, bir süre önce İnsan ve Medeniyet Hareketi, İnsan ve Değer Hareketi ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı da, kul hakkı, haksız kazanç, denetim ve hesap verebilirlik başlıklarında açıklamalar yaparak bu konuda tedbirler alınmasına davet etti. Cumhurbaşkanının onlara verdiği cevap, sönmeye yüz tutmuş ümitleri yeniden canlandırdı. Cumhurbaşkanı konuyu “iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak” (emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker) düsturuna atıfta bulunarak ele aldı ve kendilerine yöneltilen her türlü tavsiye ve eleştiriyi önemsediklerini ifade etti:

“Konunun kendi tabanımız, özellikle yıllardır bize destek veren camiamız tarafından yakından takip edildiğini gayet iyi biliyoruz. İnancımızın bir gereği olarak emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münker çizgisini hatırlatan her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz. AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir.”

“Ne mutlu bize ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var. Bizi bugünlere getiren önce Yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır. Bunun için Rabbime her zaman hamd ettim, bugün de hamd ediyorum.”

Fon krizine bulaşanların bir kısmının “bizimle yola çıkanlardan” olması elbette rahatsızlığın en büyük kaynağı. Ama bu rahatsızlık, aynı zamanda bu hareketin hayatiyetinin de en büyük işareti. Bizimle beraber yola çıkanların mala, mülke, makama ve davaya ahiret penceresinden bakmaları gerektiği vurgulanıyor.

EĞER DAVA İSLÂM’IN DIŞINDA BİR ŞEY İSE BİTSİN ZATEN

Bu bakış açısı ve iktidar üzerindeki denetimci, sorgulayıcı ve talepkâr tutum, aslında tam da Cumhurbaşkanının ifade ettiği gibi, bu hareketin yüceliğinin en büyük işaretidir; silkinerek yola kaldığı yerden devam edebilmesi için de en büyük fırsattır.

Bu olayın yarattığı atmosferde, hemen dava adına konkordato ilan edenlere rastlıyoruz. Yıllardır İslamcılığı öldürmeye doyamayanların bu olayı da İslamcılığı bir kez daha öldürmek için fırsata dönüştürmesi hiç şaşırtmıyor. İslamcılıkla yollarını siyasete girdikleri gün, yani tam 25 yıl önce, ayırmış olanların bugünkü hâllerini İslamcıların veya İslamcılığın geldiği nokta olarak zikredenlerin İslamcılıkla bitmeyen dertleri üzerine çok şey söyleyebiliriz; ama onların hâli üzerinden İslamcılığa tutulacak bir ayna yok.

Fon krizinin muhafazakâr kesim üzerinde çok can sıkıcı bir etki yapmaması mümkün değil. Ancak bu etkinin insanları davaya karşı nihilist tutumlara sevk etmesi de tezkire gerektiren bir ruh hâli.

İslamcı bir paylaşım grubunda bu ruh hâliyle yazılmış bir metne, çok değerli bir başka dostumuzun verdiği cevap bu tezkireyi sunuyor:

“Davadan kastımız ne?

Eğer dava İslâm ise onun bittiğinden nasıl bahsedilebilir? Zira din Allah’ın koruması altındadır.

Eğer dava İslâm’ın dışında bir şey ise bitsin zaten.

Davası olana düşen de dava için çalışmak olmalı; davaya ömür biçmek değil.”

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yasin Aktay
Okunma sayısı: 13
E mail: yenisafak.com
 
DOĞRULUŞ
Online Kişi: 42
Bu Gün: 2590 || Bu Ay: 7.344 || Toplam Ziyaretçi: 3.322.418 || Toplam Tıklanma: 60.346.210