
| Kategori : / ÎMAN VE ÝSLÂM | Okunma Says: 4628 |
Mü'min, yeryüzünde Allah Teala'nn iradesini temsil eden kimsedir. Bu bakmdan onun, emr-i ma'ruf ve nehy-i münker göreviyle muvazzaf klnm olmasn anlamak zor deildir. Ma'ruf Allah Teala'nn rzasnn, münker ise gazabnn bulunduu eydir. Kur'an, ma'rufun emredilmesini ve münkerin yasaklanmasn, dünyasn vahyin ina ettii insanlarn temel/kaçnlmaz görevi olarak tayin ve tesbit eder. Bu, peygamberlerden (hepsine selam olsun) balayarak aaya doru inen tabii/ftrî tavrdr.
Söz gelimi Efendimiz (s.a.v)'den bahseden ayetlerden birinde öyle buyurulur: "Onlar (Ehl-i Kitab'a mensup iken iman etmi olanlar), yanlarndaki Tevrat ve ncil'de yazl bulduklar o Resul'e, o ümmî Peygamber'e uyan kimselerdir. O onlara ma'rufu emreder, münkeri yasaklar..." (7/el-Arâf, 157)
Bu, tabii olarak O'nun ümmetinin de temel görevidir: "Siz insanlarn iyilii için ortaya çkarlm en hayrl ümmetsiniz. Ma'rufu emreder, münkeri yasaklar ve Allah'a inanrsnz." (3/Âl-i mrân, 110)
Burada Ümmet-i Muhammed'in temel vasf olarak zikredildiini gördüümüz emr-i ma'ruf ve nehy-i münkerin "Allah'a iman" vasfna takdim edildiine bilhassa dikkat edilmelidir. Allah-u a'lem burada öyle bir incelie dikkatimizi çekiliyor gibidir: Allah Teala'ya iman, birinci derecede kiinin kendi ahsyla ilgilidir. Emr-i ma'ruf ve nehy-i münker ise bu Ümmet'in "insanlk için ortaya çkarlm olmas" esprisinin en mükemmel ekilde kendisini gösterdii alandr. Biz bütün insanla kar böyle evrensel ve külli bir görev ile muvazzaf bulunuyoruz...
"Sizden kim bir kötülük gördüünde onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbinden buz etsin ki, bu imann en zayfdr" (1) buyuran Efendimiz (s.a.v), bir dier rivayette de dikkatimizi son derece mühim bir noktaya çekmitir: Ümmet-i Muhammed, emr-i ma'ruf ve nehy-i münker görevini, önceki din mensuplarna arz olan hastalklar yaamaya balad zaman terk edecektir. (2) Hz. Dâvud ve Hz. sa (iksine de selam olsun) diliyle lanetlendii Kur'an tarafndan haber verilen srailoullar grubunun özelliklerinden birisinin de münkeri yasaklamamak olduunu Kur'an'dan öreniyoruz. Yine Kur'an, bu babda ikinci bir ontolojik gerçei daha önümüze koymutur: Mü'minler ma'rufu emredip münkeri yasaklarken (9/et-Tevbe, 71), münafklar da münkeri emredip ma'rufu yasaklarlar. (9/et-Tevbe, 67) Elbette hiçbir münafk "ben münafm" demez ve slam'a açktan cephe almaz. Bu nokta üzerinde hassasiyetle durulmaldr.
Emr-i ma'ruf ve nehy-i münkerin kimler tarafndan, ne ekilde yerine getirilecei, bu yaznn çerçevesini aan önemli ayrntlara sahiptir. Elbette bu çerçevede herkesin, gücü, etkinlii ve konumu ile orantl bir sorumluluu vardr. Burada asl dikkat edilmesi gereken nokta, bu temel görevin "çoulculuk", "hogörü", "herkesi kendi konumunda saygya deer bulma" gibi yaldzl sloganlara kurban edildii vakasdr.
Ulemann nelerin "büyük günahlar" kategorisine girdii meselesi üzerinde dururken, emr-i ma'ruf ve nehy-i münkerin terk edilmesini de zikrettiine bilhassa dikkat edilmelidir. (3) Bunda alacak bir taraf yoktur. Zira bu görevin terki bu Ümmet'in en temel yükümlülüklerinden birinin terki demektir. nsanlar ilahî vahyin diriltici iklimine davet etmek gibi son derece önemli ve anlaml bir görevi terk etmenin izah olabilir mi?...
1) Müslim, bn Mâce, Ahmed b. Hanbel ve daha bakalar rivayet etmitir.
2) bn Mâce rivayet etmitir.
3) Bkz. bn Kesîr, I, 645 (4/en-Nisâ, 29 ayetinin tefsirinde).
Yaznn tamam için tklaynz.
NOT: Vurgular bize âittir. (Dorulu)
Yazar: Ebûbekir Sifil |
31-08-09 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||